Matbaacılık, basma, yani bir kalıp ve boya vasıtası ile bir şeklin bir satıh üzerine çok miktarda kopyasinin çıkarılması tekniği ve bu tekniğin kitap meydana getirmede kullanılması, insanoğlunun, yazıdan sonra ortaya koyduğu en önemli buluşların hemen başında gelir demek, her halde yanlış olmasa gerek. Bu buluşun ilk olarak kullanılma şerefinin Uzak Doğu’ya ait olduğu, bazı buluntular göz önüne alınarak söylenebilir. Müteharrik harfler (dağıtılıp tekrar be tekrar yeni terkipler yapmak için tek tek harflerin kullanılması) tekniği ile basım işinin başlamasını, bugüne kadar tekâmül yolu ile kullanılagelmesi de göz önüne alındığında, bugünkü Almanya’da Mainz şehrinde 1440 yılında Johann Gütenberg’in bastığı ve 42 satırlık İncil adı ile bilinen kitap ile başlatmak ve bu işi tarihin dönüm noktalarından biri olarak görmek, Batı dünyasında umumî kabule mazhar olmuştur. Yalnız rönesans için değil, aynı zamanda Batı’nın reform hareketleri için de tarihî bir merhale olan basım işi, çok kısa bir zamanda Avrupa’da yayılmış, birçok yerde matbaa açılmış ve basma kitap, yazma kitabın yerini almağa başlamıştır.Osmanlı'da Matbaacılık ve Kurulan Matbaalar 1 – osmanlı matbaacılığı

Sadrazam Damat İbrahim Paşa’nın göreve başladığı 1718 yılından 1730 yılındaki Patrona Halil İsyanına kadar imparatorluk, (İran savaşı hariç) uzunca bir barış dönemi yaşamıştır. Lâle Devri diye de adlandırılan bu dönem aslında bir uyanış ve çeşitli alanlarda Avrupa’yı yakalama dönemi olarak görülebilir. Çünkü bozulmuş olan askeri, idari ve ekonomik sistemin düzeltilmesi için ciddi girişimler başlatılmıştır. En önemlisi de bilim ve sanatta görülen hareketliliktir.

Bu önemli buluşun 15. yüzyıl içinde ulaştığı coğrafyada Osmanlı şehirlerini de görüyoruz. 1486 veya 1493’te de, İspanya’dan muhaceret eden Yahudiler’in İstanbul’da, Sultan II. Bayezid’den aldıkları ferman ile matbaa tesis edip kitap bastıkları bilinmektedir. Kısa zamanda Selânik, İzmir ve Halep’te Yahudi teb’a matbaa kurmuşlardır.

Osmanlı topraklarında Yahudiler kendileri için kitap basmak üzere matbaa tesis ederlerken, bazı Batı merkezlerinde de Islâm kültürünün mahsullerinin aslî dillerinde basıldıklarını görüyoruz. 1514’te İtalya’da Fano’da basılmaya başlayan eserlerden sonra 1584’te Kardinal Ferdinando de Medici, Papalığın arzusu üzerine sadece İslâmî eserleri basmak üzere Roma’da bir basımevi kurmuş, Ibni Sînâ’nın yıllarca Batı üniversitelerinde ders kitabı olarak okutulan el-Kânûn fî’t-Tıb isimli meşhur eserinin Arapçası ilk defa 1594’te bu matbaada basılmıştır.

Osmanlı’nın aynı zamanda ilim ve kültür bakımından da âsitanesi olan İstanbul’da Yahudiler’den sonra Ermeniler (1567’de Tokatlı Abgar ile oğlu Sultanşah Ermenice gramer basmışlar) ve Rumlar (Rahip Nikodemos Metaksas, Londra’dan getirttiği âlet ve edevat ile 1627’de Rumca kitap basmıştır) da kendi matbaalarını tesis etmişler ve cemaatlerinin ihtiyacı olan kitapları basmışlardır. Azınlık cemaatlerinin zaman içinde daha başka matbaalar açtıkları bilinmektedir. Hattâ, “neşir yolu” ile iki cemaat arasında çıkan niza sebebi ile matbaa tatili vuku bulmuştur. Osmanlı coğrafyasında gayrimüslim cemaatler kendi ihtiyaçları için faal iken, Batı’da basılan Islâm medeniyetine ait bazı eserlerin Osmanlı dünyasına, ticarî meta olarak geldiği bilinmektedir. 1588’de iki Italyan tâcir, Branton ve Orazio Bandini, III. Murad’dan aldıkları fermanla hariçte basılan Türkçe kitapları gümrük resminden muaf olarak ithal izni almışlardır. Istanbul sahhaflarını sık sık ziyaret eden seyyahlardan biri, Farsça bir divânın Avrupa’da basılmış bir nüshasının aylarca müşteri bulamadığını, aynı eserin yazmalarının birkaç kat fiyatla defalarca alınıp satıldığını zikreder. 17. asrın değerli kitabiyatçısı, ilim ve fikir adamı Kâtip Çelebi’nin, Cihannüma’sında, bizde de matbaanın kullanılması Avrupa’daki gibi taammüm etmiş olsa idi, daha çok harita koyacağını, fakat istinsah sırasında haritaların bozularak faydasını kaybedeceğinden eserinde az miktarda harita kullandığını ifade ettiği nakledilmektedir.

Nihayet, aslen bir Macar olan ve Osmanlı Devleti hizmetinde Müteferrikalığa kadar ulaşabilmiş Basmacı İbrahim Efendi 1719 yılında tahta kalıp ile bastığı birkaç haritadan sonra, kaynaklarda israrla zikredildiği üzere, babasının Paris sefareti esnasında maiyetinde bulunan Yirmisekiz Mehmed Çelebizâde Saîd Efendi’nin de yardımı ve devletin himâyesinde ve muâveneti ile Müteferrika Matbaası meşhur adı ile bilinen Basmahane yahut Daru’t-Tıbâati’l-Âmire’yi kurmuştur.

Müteferrika’nın kurduğu matbaayı, “bir İslâm ülkesinde, kendini İslâmî kabul eden bir devletin himâyesinde ve yardımı ile Müslümanların ihtiyacı olacak ve onların te’lif, tertip ve tercüme yolu ile meydana getirdikleri eserleri basmak üzere kurulan ilk matbaa” olarak tarif ve tavsif etmek doğru bir yaklaşım olacaktır.Osmanlı'da Matbaacılık ve Kurulan Matbaalar 2 – osmanlı da matbaa ibrahim mütefferika

Müteferrika’dan Sonral742’de yayınlanan Ferheng-i Şuûrî ile Müteferrika devri basım ve yayıncılığı sona ermiş, bu eserin basımından üç yıl kadar sonra vefat eden İbrahim Müteferrika’nın terekesinde, bastığı eserlerden pekçoğu satılmamış olarak bulunmuştur. Matbaayı faal hale getirmek isteyen damadı İbrahim Efendi sadece Van Kulu’nun ikinci baskısını yapmıştır (1169-1170/1755-1756). Bundan sonra otuz yıl kadar âtıl kalan matbaa, Beylikçi Râşid ve Vak’a-nüvis Vâsıf Efendiler tarafından satın alınıp yenilendikten sonra tekrar faaliyete geçmiş ve 1198/1784’te Sâmi, daha sonra Suphi ve Şakir Tarihleri ile İzzî Tarihi basılarak tekrar faal hale gelmiştir. Bundan sonra bazı kısa aralıklar da olsa basım faaliyeti devam etmiştir.

Basım işinin yaygınlaşması 19. asırda olmuştur. Başta Mühendishâne olmak üzere bazı kurumlar kendi matbaalarına sahip oldukları gibi gazete neşriyatının başlaması ile de resmî matbaaların yanında özel matbaalar da faaliyete geçmiştir.

Mühendishane Matbaası

Van Kulu Sözlüğü’nün İbrahim Müteferrika tarafından basımına başlanmasından takriben yetmiş sene sonra, Mühendishane Matbaası/Dar’üt-Tıbâa, ilk devlet matbaası olarak faaliyete geçmiştir. Hasköy’de, Mühendishane bünyesi içinde; Râşid Efendi uhdesinde bulunan Müteferrika Matbaasından kalma âlet, edevat ve basılı kitaplar devlet tarafından satın alınarak Hendese Muallimi Abdurrahman Efendi nezaretinde tesis edilen bu matbaa, âlet ve edevatının da tecdidi ile matbaacılık tarihimizde önemli bir yere sahiptir. Matbaanın ilk bastığı eser Mütercim Âsım Efendi’nin Farsça-Türkçe Burhân-ı Kaatı’ Sözlüğü’dür 1798. Reisülküttab Mahmud Raif Efendi’nin Tableau des nouveaux reglemens de l’Empire Ottoman adlı büyük boy ve resimli eseri de Mühendishane Matbaası’nda basılmıştır (1798).

Üsküdar Matbaası

Müteferrika Matbaası ve Mühendishane Matbaası’ndan sonra üçüncü matbaa olarak Üsküdar Matbaası adı ile bilinen Dar’üt-Tıbâat’il-Cedide adı altındaki matbaa 1803’te, Mühendishane Matbaası’nın nâzırlığını yapan Abdurrahman Efendi’nin nezaretinde faaliyete geçmiştir. Bu matbaada basılan ilk eser, birinci cildi Mühendishane Matbaası’nda basılan Van Kulu sözlüğünün ikinci cildidir.

Takvimhane Matbaası

Osmanlı Deblet-i Aliyyesi’nin resmî gazetesi olan Takvîm-i Vekâyi’nin neşri meselesi ortaya çıkınca; günün faal matbaaları olan Mühendishane Matbaası ile Üsküdar Matbaalarının iş yükü ve âlet ve edevat durumları göz önüne alınarak, yeni bir matbaa tesisi kararlaştırılmışdır. 1247 h./1831-32 yılında Vak’anüvis Es’ad Efendi’nin nezaretinde faaliyete geçen Takvimhane, Bayezid’de şimdiki İstanbul Üniversitesi Eski Eserler Kütüphanesinin bulunduğu, Kaptan İbrahim Paşa Camii yanında bulunan bir konak satın alınarak tesis edilmiştir. Bu matbaada haftalık yayınlanan Takvîm-i Vekâyi yanında kitap basımı da yapılmıştır. Bu matbaa, daha önce aynı mıntıkada açılmış olan Dar’üt-Tıbâat’il-Âmire ile muhtemelen 1264 h./1847’de birleştirilerek Matbaa-i Âmire tesis edilmiştir.

Taşbasmacılığı

On dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında matbaacılık teknolojisindeki gelişmelerden biri de taşbasmacılığının ortaya çıkmasıdır. Bu teknoloji Osmanlı çevrelerinde hemen benimsenmiştir. İlk Osmanlı taş-tezgâhı 1831’de Serasker Mahmud Hüsrev Paşa’nın gayreti ve Marsilyalı Caillol’ların becerisi ile Harbiye Nezareti’nde faaliyete geçmiştir. On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren çoğalmaya başlayan hususî matbaaların pekçoğu taşbasması tekniği ile çalışan matbaalardır.

Vilâyet Matbaaları

Matbaacılığın Devlet-i Aliyye coğrafyasında yaygınlaşması Vilâyet Matbaalarının kurulması ile başlamıştır. Bidayette vilâyetler için lâzım olan kırtasiyenin hazırlanması için kurulan bu matbaalarda daha sonraları on dokuzuncu asır Osmanlı coğrafyasının muhtelif açılardan en değerli referanslarını teşkil eden Vilayet Salnameleri ile gene kaynak-belge değeri bakımından ehemmiyetli mahallî matbuatın, vilâyet gazetelerinin basıldığını görüyoruz.

Osmanlıda matbaanın gecikmesinin en önemli sebebi “kitabın arzı ve kitaba olan talep” meselesidir. Osmanlı ilim ve kültür adamları talep ettikleri kitabı her zaman için temin etme imkânına sahip olmuşlardır. Yukarıda ifade edildiği gibi kütüphanelerde veya diğer vasıtalar ile arîyet edilen kitabın istinsahı yanında sahhaflar çarşısı da kitap temin etme merkezlerinden birisi olmuştur. Sahhaflar çarşısında kitap alım-satımı, kitap ticaretinin yanında, kitap îmâli de faaliyet sahalarından biri olagelmiştir.

Bu Yazı Ne Kadar Faydalı Oldu?
Bu Yazı Faydalı İse Puanlayabilirsiniz!
[Toplam: 0 Ortalama: 0]

Yorumlar

Yorumlar