Rüşdiye mektepleri (1839)

1776’dan itibaren açılan askerî okullarda öğrencilere önce Türkçe okuma yazma öğretilmesi, öğretimi geciktiriyor, düzeyi düşürüyordu. Fakat sıbyan mekteplerinden böyle bir eksiklikle gelen öğrenciler için bu gerekli idi. Sıbyan mekteplerinde yenileşme yapmak, onların öğretim düzeyini yükseltmek biçiminde bir yola gidilse medreselilerin tepkisi ile karşılaşılacaktı. Bu nedenle sıbyan mektepleri ile askerî okullar arasında yer alan ve adına Rüşdiye denen yeni bir okul kurulması daha kolay göründü (Şubat 1839) Değerli eğitim tarihi araştırıcısı Osman Ergin, “sıbyan mektepleri denen ana mekteplerine el sürülmeden Rüşdiye adında ilk mektepler açıldı ve bugünkü ilk mekteplerin temeli atıldı” der.

Osmanlı'da Yenileşme Döneminde Açılan Sivil Okullar 1 – rüşdiye mektepleri

Rüşdiye mektepleri (1839)

Sıbyan mektepleri gerçekten ana okulu ve Rüşdiyeler ilkokul mu idiler? 5-6 yaşındaki çocukları alan, onlara 3-4 yıl boyunca, Kur’an okumayı, bazen yazı yazmayı, namaz kılmayı ve bazı duaları öğreten sıbyan okulları ana okulu sayılabilir mi? Zaten yazar, bu okullardan bahsederken böyle bir görüş ileri sürmüyor. Rüşdiyeleri açıklarken bunların ilkokul, sıbyan mekteplerinin ana okulu olduğunu söylüyor. Bu tartışılabilir. Sıbyan mektepleri kanımızca, kimi 3-4 yaşlarındaki çocukları annelerinin bıraktığı bir yer gibi işlev görse de, esasta, ana okulları değil, çok basit bir eğitim-öğretim veren ilkokullar olarak görünüyor. Rüşdiyeler ise kuruldukları zaman bu ilkokulların uzantısı gibi düşünülmüş, daha üst düzeyde eğitim-öğretim veren üst sınıflar durumunda İdi. Fakat Rüşdiyeler, çok geçmeden orta öğretimin en alt düzeyi durumuna geldiler.

Çocukların rüşt yaşına kadar bu yeni okullarda okumaları düşünüldüğü için bunlara Rüşdiye adını II. Mahmut vermiştir. Böylece 14 yaşında Rüşdiye bitirilmiş olacaktı. Süresi o zamanlar 2 yıl olan bu okullara sıbyan mektebini bitiren ve tanınmış ya da devlet hizmetinde bulunanların çocukları seçilerek alınacaktı. Çocukların sıralarda oturup, sıbyan mekteplerindeki gibi teker teker değil, sınıf sınıf ders yapmaları öngörülmüştü.

İlk Rüşdiyelerin programları şöyleydi: Arapça, Sarf ve Nahiv, Nuhbe-i Vehbi, Farsça ve Tuhfe-i Vehbi, Türkçe İnşa, Hat, Lügat, Ahlâk.

İlk açılan ve kendine özgü yönleri bulunan Rüşdiye mektepleri, Mekteb-i Maarif-i Adliye ve Mekteb-i Ulûm-i Edebiye ‘dir. Genel Rüşdiyeler ise, Şubat 1839’da kurulmaları kararlaştırıldığı halde, 1846’dan sonra açılmaya başlanmıştır.

Mekteb-i Maarif-i Adliye (1839)

Rüşdiye düzeyinde olan ve özellikle sivil memur yetiştirmeyi amaçlayan bu okul, II.Mahmut’un mahlası “adlî” olduğu için bu adı almıştır ve hukukî bilgilerle ilişkisi yoktur (Şubat 1839). Okulun programı şöyleydi: Arapça Sarf ve Nahiv, Farsça ve Tuhfe-i Vehbi, Gülistan, Hat (ve çeşitleri: Sülüs, Divanî, Rik’a, Siyakat), Kara Cümle, Darp, Taksim vs. Türkçe İnşa. Öğrencilerin bu alanlarda “oldukça” ilerlemelerinden sonra Fransızca Gramer ile ufak Hendese, Coğrafya, Tarih ve Politika kitaplarının da okutulması öngörülmüştür.

Osmanlı'da Yenileşme Döneminde Açılan Sivil Okullar 2 – Mekteb i Maarif i Adliye

Mekteb-i Maarif-i Adliye (1839)

Mekteb-i Ulum-i Edebiye (1839)

Rüşdiye düzeyinde olan ve gerek halka gerek memur olacaklara yanlışsız yazı yazabilme, bir konuyu kaleme alabilme öğretimi yapmak üzere kurulmuştur (Mart 1839). Öğrenciler 18 yaşlarına kadar okulda kalabilecek ve kabiliyetlerine göre değişen miktarda bir aylık (burs) alacaklardı.

Osmanlı'da Yenileşme Döneminde Açılan Sivil Okullar 3 – Mekteb i Ulûm i Edebiye

Mekteb-i Ulum-i Edebiye (1839)

Tercüme Odasının Kurulması ve Yabancı Dil Öğretimi

Bu dönemde, yabancı dil öğretimi ile ilgili bir girişim vardır: 19. yüzyıla kadar, Türkler, Batı dillerini öğrenmeye ilgi göstermemişler, Devletin tercümanlık işleri vs. İstanbul’da Fener Rumlarının eline verilmiştir. Devlet, ekseriya farkına bile varmadan, bundan büyük zararlar görmüştür. Nihayet, 1820’lerde Yunan isyanının patlamasında İstanbul’daki Rum Patrikhanesinin ve Rumların öteden beri önemli katkılarının olduğu -çok geç olarak- anlaşılmıştır. Bunun üzerine, Devletin tercümanlık işleri Rumlardan alınıp bu kez Ermenilere ve Yahudilere teslim edilmiştir. Fakat, bir taraftan da, Bâb-ı Âli içinde bir Tercüme Odası açılarak, Türk gençlerine Fransızca öğretilmeye başlanmıştır.

Osmanlılarla ticarî ve siyasî ilişkilerinde Batılıların uygulamasına bakınca ne görürüz? Örneğin Venedik, 1551’den beri Türkçe öğrenmeleri için kendi gençlerinden birkaçını İstanbul’a gönderiyor, Osmanlılarla ilişkilerinde onların tercümanlığından yararlanıyordu. Fransa da, 1669’lardan itibaren ve özellikle de 1721’lerden sonra daha ciddî biçimde, Fransa’dan İstanbul’daki elçiliğine 12 kadar erkek çocuk gön-dererek, onların Türkçeyi ve Doğu sorunlarını öğrenmelerini sağlıyordu. Bu çocuklar Paris’te bir kolejde belli bir öğrenim gördükten sonra İstanbul’a geliyorlar, Fransız elçiliğinde ve bir Fransız misyoner örgütü olan Kapüsen kolejinde hem Fransız ve katolik kültürünü, hem de Türkçe ve Arapça öğreniyor, Türkleri ve Doğu sorunlarını daha iyi tanıyorlardı. Fransızların bu şekilde kendi gençlerini İstanbul’da tercüman yetiştirmek için açtığı okul ya da kursa Dil Oğlanları Mektebi denir.

Bu Yazı Ne Kadar Faydalı Oldu?
Bu Yazı Faydalı İse Puanlayabilirsiniz!
[Toplam: 0 Ortalama: 0]

Yorumlar

Yorumlar