Kompozisyon; bir fikrin, duygunun, düşüncenin, olayın hayal ürünlerinin etkili ve düzgün bir biçimde kişinin kendine özgü bir kavrayışla yazma ve anlatma sanatıdır. Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlar. Dili bu işlevini yazılı ve sözlü anlatımla gerçekleştirir. İnsanlar, dil sayesinde kendilerini doğru bir biçimde ifade etmenin yollarını bulmuşlardır.

Anı

Anı, kişinin başından geçenlerin, tanık olduğu olayların dile getirilmesi amacıyla yazılmış edebi metinlerdir. Anı yazan kişinin özellikle tanınmış sanatçı, siyasetçi ve bilim adamlarının yazdığı anılar, yaşadıkları dönemde gördükleri ya da yaşadıkları ilginç gözlemlerine ve
bilgilerine dayanarak anlattıkları için, bir belge özelliği taşırlar. Anı türünde yazılanların içtenlik ve gerçeklik içerisinde yazılması beklenir. Okuyucunun ilgiyle bu türü okumasının sebebi anı türünde kullanılan üsluptur. Edebiyatımızda Namık Kemal, Ahmet Rasim, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yahya Kemal Beyatlı, Ruşen Eşref Ünaydın…gibi yazarlar anı türünde eserler vermişlerdir.

Anı ile Otobiyografi Arasındaki Farklar

Anı ile otobiyografi birbirine karıştırılır. Anıda dış dünyaya önem verilir. Otobiyografide kişi, kendisini konu edinirken, anı yazarları genellikle çeşitli tarihsel olaylarda yer almış ya da bu olayların yakından gözlemcisi olmuş kişilerdir.

Anı ile Günlük Arasındaki Farklar

Anı ile günlük birbirinden farklı türlerdir. Günlük, günü gününe yazılan olaylar, duygu ve düşüncelerden meydana gelir. Anı ise olayların yaşandıktan sonra kaleme alınır. Anı türünde yazar, hayatının bir kesitinde yaşadıklarından hatırladıklarını yazar.

Günlük

Kişilerin yaşadıkları olayları günü gününe yazmasıyla oluşan edebî türdür. Günlükler, kişinin birinci ağızdan duygu ve düşüncelerini ifade etmesi bakımından önemli bir yere sahiptir. Edebiyatımızda Nurullah Ataç, Salah Birsel, Oğuz Atay günlük türünde yazılar yazmışlardır.

Biyografi

Ünlü kişilerin, hayatını anlatan yazılardır. Biyografisi yazılan kişi hayatının belli bir anında başarı elde etmiş, toplum tarafından tanınan bir kişi olmalıdır. Sanat, bilim, siyaset, edebiyat gibi alanlarının tanınmış kişileriyle ilgili biyografi yazılabilir.

Gezi Yazısı

Gezilip görülen yerleri edebî bir anlatımla tanıtılan yazılardır. Gezi yazılar, gazete ve dergilerde tek tek yayımlanacağı gibi bağımsız bir kitap hâlinde de yayımlanabilir. Gezi yazısının dili çok önemlidir. Dili akıcı ve sade olmalıdır. İyi bir gezi yazarı, iyi bir gözlemci olmalıdır. Yazarın dikkatini çeken ve farklı özellikler gösteren insanlar, tarihî ve doğal güzellikler, farklı kültürler gibi konular edebî bir üslupla verilir. Gezi yazıları özellikle de tarihî değeri olan seyahatnameler, yazıldıkları dönemle ilgili olarak tarih, coğrafya, folklor, sosyoloji gibi birçok sosyal bilime kaynaklık etmişlerdir.
Gezi yazılarında yazar, gezdiği, gördüğü yerler hakkında izlenim ve bilgilerini aktarır. Dolayısıyla kişisel görüşlerine yazılarında yer verebilir.
Evliya Çelebi’nin Seyahatname’si edebiyatımızda bu türün önemli bir örneğidir. Cenap Şehabettin; Hac Yolunda, Reşat Nuri Güntekin; Anadolu Notları, Yavuz Bülent Bakiler; Türkistan Türkistan, Ahmet Haşim; Frankfurt Seyatnamesi gibi gezi yazısı türünde eser veren önemli sanatçılarla eserleridir.

Deneme

Deneme, yazarın belli bir konuda görüşlerini anlattığı yazı türüdür. Deneme, her konuda yazılabilir. Deneme yazıları, okuyucunun ilgisini çekebilecek bir giriş cümlesiyle başlamalıdır. Yazar, yazısı boyunca okuyucunun ilgisini canlı tutacak bir üslupla yazmalıdır. Denemede yazar, kendi kendisiyle konuşuyormuş gibidir, yazdığı şeyleri kanıtlama çabası yoktur. Deneme, Fransız yazar Montaigne ile başlamış, daha sonraki yıllarda da İngiliz yazarlar tarafından geliştirilmiştir. Bu yazarlar şunlardır: Sir Francis Bacon, Joseph Addison’dur.
Türk Edebiyatına deneme türü, Batı edebiyatlarının etkisiyle Tanzimat’tan sonra girmiş ve Cumhuriyet’ten sonra gelişmiştir. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ahmet Haşim, Falih Rıfkı Atay deneme türünde eserler vermişlerdir. Bu türün en güzel örneklerini Nurullah Ataç vermiştir. Ahmet Hamdi Tampınar, Sabahhattin Eyuboğlu, Salah Birsel, Mehmet Fuat, Suut Kemal Yetkin gibi yazarlar deneme türünde yazılar yazmışlardır.

Makale

Makale, herhangi bir konuda, bir düşünceyi, bir görüşü savunmak için yazılan yazılardır. Makalede savunulan düşüncenin kanıtlanması amacı güdülür. Makale, dergi ve gazetelerde yayımlanır. Makalede, anlatım nesnel olmalıdır, öne sürülen düşünce kanıtlanmalıdır, konu sınırlaması yoktur. Bir konuyu kanıtlama, toplumu aydınlatma amacı vardır. Makalede düşünce çok önemlidir. Ele alınan düşünceler yazının girişinde verilir; bu düşüncelere dair kanıtlar açıklanır, örnekler verilir. Sonuç kısmında da ele alınan düşünce ile ilgili hüküm verilir, sonuç ortaya konur.
Makaleler yazıldığı konuya göre uzman uzman kişiler tarafından ele alınır, bilimseldir. Bu sebeple hangi alanda yazılıyorsa o alana ait terim ve kavramlar makalede yer alır. Makaleler, bilimsel ve gazetelerde yayımlananlar olmak üzere iki grupta toplanabilir. Bilimsel makaleler, genellikle akademik alanda yayımlanan dergilerde, gazete makaleleri ise gazetelerde yer alır. Bilimsel makale, belirli bir alanda uzmanlaşmış bilim adamları tarafından yazılır. Gazete makalelerinin yazılış tarzları bir sorunun ortaya atılması, değerlendirilmesi, sonuca varılması bilimsel makalelere benzer, fakat yayımlandıkları yer dolayısıyla güncel konuları işlerler. Gazete makalelerinin halkı aydınlatmak, bilgilendirmek gibi amaçları vardır.

Bu sebeple konuyu hem ayrıntılarıyla değerlendirmeleri hem de merak uyandırıcı olmaları gerekmektedir. Makale, Tanzimat Dönemiyle birlikte edebiyatımıza girmiştir. İlk makale örneği, Şinasi’nin Tercüman-ı Ahval gazetesinde yazdığı “Mukaddime” adli makalesidir. Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi, Hüseyin Cihat Yalçın makale türünde örnekler veren yazarlarımızdandır. Cumhuriyet’le beraber gazete ve dergi sayımız artmıştır. Buna paralel olarak makale yazarlarımız da artmıştır.

Eleştiri (Tenkit)

Bir kişiyi, bir sanat eserini çeşitli ölçütler çerçevesinde değerlendirmek, bir bütün olarak ele alıp her yönüyle ortaya koymak, doğru ve yanlış yanlarını ortaya koymak, değerinin belirlenmesini sağlamak amacıyla yazılan yazılara eleştiri denir. Eleştiriyi meslek halinde yapan kişiye eleştirmen denir. Eleştirmen, bazı ölçütler çerçevesinde yazısını yazmalıdır. Yazdığı konuya ait meseleleri iyi bilmeli, geniş bir kültüre sahip olmalı, önyargılardan uzak, tek bir bakış açısına değil, geniş bir bakış açıya sahip olmalıdır.
Eleştiri yapmak her şeyden önce deneyim gerektirir. Eleştirmen konusunu yalın bir dille anlatır. Eleştiri yapılırken farklı bakış açıları ve hareket noktaları vardır: öznel, tarihi ve sosyolojik, yazar ve sanatçı odaklı, eser merkezli, çözümleyici eleştiri. Edebiyatımızda eleştiri türünün ortaya çıkışı, gazeteyle birlikte olmuştur. Şinasi, Namık Kemal, Samipaşazade Sezai, Nabizade Nazım ilk eleştiri yazarlarımızdır.
Cenap Şehabbettin, Halit Ziya, Mehmat Rauf da eleştiri türünde eserler vermişlerdir. Cumhuriyet’le birlikte eleştiri Yahya Kemal ve Ahmet Haşim’le başlar. Ahmet Hamdi Tampınar, Nurullah Ataç, Suut Kemal Yetkin, Fuat Köprülü, Fethi Naci, Vedat Günyol, Berna Moran, Cemil Meriç, Mehmet Fuat, Enis Batur, Atilla Özkırımlı eleştiri türünde öne çıkmış yazarlarımızdandır.

Fıkra

Bil Güncel ve siyasi konular hakkında genelde gazete ve dergilerde yayımlanan kısa yazılara denir. Bu yazılarda, yazarın herhangi bir konu hakkında kişisel görüş ve düşüncelerini ortaya koyduğu görülür. Dili ilgi çekicidir. Her konuda fıkra yazılabilir. Edebiyat, televizyon, siyaset, sinema, gezi, tiyatro bu konulardan bazılarıdır. Fıkralar kısa ve yoğun yazılardır. Yazarın üslubu fıkralarda rahatlıkla anlaşılır.
Fıkra yazarı, ele aldığı konuda kişisel düşüncelerini açıklar. Dolayısıyla yazardan kanıtlar sunması beklenmez. Fıkra yazarının, okuyucu inandırmak gibi bir kaygısı yoktur.

Sohbet ( Söyleşi)

Çeşitli konular üzerinde, yazarın şahsi görüşlerini bir konuşma havası içinde anlatan yazılara sohbet denir. Sohbetler, samimi yazılardır. Bir yazıya sohbet denilmesinin sebebi üslubudur. Bir deneme, bir anı, bir fıkra gibi yazı türleri sohbet havası içerisinde verilebilir. Sohbette dil sade olmalıdır, yazar anlatmak istediklerini sohbet havası içerisinde verir.

Hikâye

Yaşanmış ya da tasarlanmış bir olayı, durumu anlatan, kısa, kurmaca yazılara hikâye (öykü) denir. Genellikle romandan kısa olurlar, dar bir zamanı kapsarlar, kişileri romana göre daha azdır, olay tek ve sınırlıdır. Hikâyenin kaynağı insandır. İnsana dair her durum hikâyenin konusu olabilir. Hikâye, dört temel unsur üzerine kuruludur: olay, kişi, zaman ve mekân. Bu unsurları şöyle açıklayabiliriz:

1.Olay: Her türlü sosyal durum bir hikâyenin konusu olabilir. Bir hikâye, belirli bir olay çevresinde gelişir. Hikâye tek bir olaya dayanır.
2.Kişiler: Hikâyede belirli kişi ya da kişilerin başından geçen olaylar anlatılır. Bu kişiler insanların dışında hayvanlar, bitkiler, nesneler olabilir. Hikâyede kişilerin ruhsal durumlarına ayrıntılarıyla yer verilmez.
3.Zaman: Hikâyede olay, belirli bir zaman içinde geçer. Olayın başlangıcı, gelişimi ve sonucu hikâyede anlatılır.
4.Mekân: Hikâyede mekân, olayın geçtiği yerdir. Mekân anlatılırken fazla ayrıntılara yer verilmez. Okuyucu olayın geçtiği yeri bilir.

Hikâye, serim, düğüm ve çözüm denilen üç bölümden oluşur. Serim bölümünde olayın girişi verilir; düğüm bölümünde olayın gelişmesi, neler yaşandığı anlatılır; çözüm bölümünde ise olayın nasıl sonlandığı anlatılır.
Hikâyede anlatım, özlü ve yoğundur. Bu da onun okuyucu tarafından bir çırpıda okunmasını sağlar. Böylece okuyucunun dikkatinin dağılmasına fırsat verilmez. Hikâyenin dili etkilidir, anlaşılır bir yapısı vardır. Hikâye türü batıda 19. yüzyılda romanın gölgesinden kurtularak edebî bir tür olarak gelişmiştir, bu yüzyılda hikâye ayırıcı niteliklerini kazanmıştır. Türk Edebiyatı’nda anlatma geleneği önemli bir yere sahiptir. Dinî menkıbeler, kıssalar, masallar, destanlar, efsaneler, mesnevîler, aşk hikâyeleri bu anlatma geleneğinin bizim edebiyatımızda ne kadar önemli bir yere sahip olduğunun göstergesidir. Türk hikâyeciliğinin somut bir örneği olan Dede Korkut Hikâyeleri,
edebiyatımız açısından önemli bir yere sahiptir. Türk hikâyeciliği, Arap ve Fars edebiyatından beslenmiş ve bu türde yazılmış olan Bin Bir Gece ve Bin Bir Gündüz Masalları, Tûtinâme, Kelile ve Dimne adlı eserleri tanımıştır.

Bizim edebiyatımıza batılı tarzda yazılan hikâye, Tanzimat’tan sonra girmiştir. Cumhuriyet döneminde en parlak dönemini yaşamıştır. Edebiyatımızda hikâye türünde eser veren birçok yazarımız vardır. Çağdaş Türk hikâyeciliğin öncüsü Ömer Seyfettin’dir. Ondan sonra Memduh Şevket Esendal, Sait Faik Abasıyanık, Refik Halit Karay, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Kemal Tahir, Tarık Buğra gibi önemli yazarlarımız bu türde eser vermişlerdir. Hikâye türünde eser vermiş olan daha birçok yazarımız vardır.

Roman

Bir kişi ya da kişilerin başından geçen olayların, yer ve zaman belirtilerek yazıldığı anlatılardır. Hikâyeden daha kapsamlıdır. Romanlar, insanı ve toplumu her yönden ele alıp yansıtabilir, hayat her yönüyle romanda anlatılabilir. Romanda da olay, kişi, yer ve zaman unsurları yer alır. Ancak bu unsurlar hikâye türünde ele alınışından farklıdır. Romanda yer alan kişiler daha kalabalıktır. Romanın kahramanları hakkında uzun psikolojik tahliller yapılabilir, kişiler ayrıntılarıyla anlatılabilir. Romanda tek bir olay yoktur. Olay örgüsü vardır, birden fazla olay mantık çerçevesi içinde ele alınmaktadır. Olaylar, zincirleme gelişir, çeşitli zamanlarda geçer ve değişik mekânlarda ortaya çıkar.
Romanda yazar, romanını yazarken mektup, anı, günlük, deneme, gezi yazısı gibi türlerin olanaklarından da yararlanabilir.

Edebiyatımızda Batı romanının ilk örnekleri Tanzimat döneminde ortaya çıkmıştır. Batı dillerini bilen edebiyatçılarımızın yabancı dilden bu türü okumaları ve tanımalarından sonra, dilimize ilk roman çevirilerini yapmışlardır. Sonra Türk edebiyatında ilk roman denemeleri yapılmıştır. Tanzimat dönemi edebiyatımızda roman türünde eser veren yazarlarımız; Sami Paşazâde Sezâî, Nabizâde Nazım, Namık Kemal, ve Recaizâde Mahmut Ekrem’dir. Servet-i Fünun döneminde modern batı romanına daha çok yaklaşılmıştır. Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf önemli eserler vermişlerdir.
II. Meşrutiyet döneminde roman türünde önemli yazarlarımızın olduğu görülmektedir. Cumhuriyet döneminde eserler veren Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edep Adıvar, Reşat Nuri Güntekin gibi yazarlar, yaşadıkları dönemleri, siyasi ve sosyal çalkantıları, toplumsal değişimleri, Kurtuluş Savaşı yıllarını, Cumhuriyet kurulduktan sonra toplumun ve bireyin değişimlerini anlatmışlardır, bu yönleriyle
yaşadıkları döneme tanıklık etmişlerdir. Bu türde eser veren pek çok önemli yazarımız vardır. Geçmişten bu güne roman yazan yazarlarımızın sayısı artmış, bu yazarlarımızın işledikleri konular yaşadıkları döneme paralel olarak değişmiştir. Roman ve romancılık edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.

Tiyatro

Tiyatro, bir sahnede, seyirciler önünde oyuncuların sergilemesiyle yazılan bir edebî türdür. Tiyatro, insanı anlatır. Tiyatro terimi genellikle temsil edilen eser anlamında kullanılır. Yunanca theatron sözcüğünden gelmektedir. Günümüzdeki anlamıyla çağdaş tiyatronun tarihi, bağ bozumu tanrısı Dianysos adına yapılan dinsel törenlere dayanmaktadır.

Tiyatroda olay, seyircinin gözü önünde geçer. Kişilerin duygu ve düşünceleri, kendi konuşmalarından anlaşılır. Tiyatronun, olay, kişiler, zaman ve yer unsurları vardır. Tiyatro bir sahne sanatıdır. Tiyatroda sosyal hayatın ve insan karakterlerinin tahlili yapılır ve eleştirilir.
Tiyatro metninin dilin sade olması istenir, izleyicinin sıkılmayacağı, anlayabileceği bir dile sahip, konuşma dili havasında olması beklenir.
Tiyatro eseri, olayları oluş halinde anlatır. Bu sebeple tiyatro konuşma ve eyleme dayanan bir gösteri sanatıdır. Tiyatroda, sahne, dekor, müzik, ışık, kostüm gibi unsurların bir bütünlük içerisinde olması beklenir. Tiyatronun diğer türlerden önemli bir farkı vardır: diğer edebî türler okunmak için yazılır; ancak tiyatro oynanmak için yazılır. Tiyatroda her türlü olay ele alınabilir. Tiyatro, insanı eğlendirirken eğitir ve
düşündürür.

Tarihsel süreçte batılı anlamda tiyatronun üç temel türünden söz edilebilir:

1. Trajedi: Önemli ve tarihî kişilerin başlarına gelen acıklı olayları işleyen tiyatro türüdür.
2. Dram: Acıklı ve mutlu olayların bir arada anlatıldığı tiyatro türüdür.
3. Komedi: Hayatın gülünç yanlarının anlatıldığı tiyatro türüdür. Güldürürken düşündürmek amaçlanır. Toplumun, kişilerin yanlışları ince bir mizahla eleştirilir.

Bu üç türde de tiyatro yazarları eserler vermişlerdir.Türk Edebiyatında ortaoyunu, gölge oyunu Geleneksel Türk Tiyatrosu içerisinde yer alır. Modern Türk Tiyatrosu eserleri Tanzimat Edebiyatıyla verilmeye başlanmıştır. İlk tiyatro eserimiz, Şinasi’nin Şair Evlenmesi adlı eseridir. Haldun Taner, Orhan Asena, Güngör Dilmen, Melih Cevdet Anday gibi yazarlarımız önemli tiyatro yazarlarıdır.

Şiir

Duygu ve izlenimleri dizeler halinde dile getirilen edebî türe denir. Şiir, hiçbir zaman kesin tanımı yapılamayan bir türdür, düzyazı dışında kalan bir anlatım biçimi olarak değerlendirilebilir. Cahit Sıtkı Tarancı şiir için, “Şiir kelimelerle güzel şekiller kurmak sanatıdır. “ demiştir. Suut Kemal Yetkin ise şiir için şöyle söyler: “ Şiir esrarlı bir ahenk ve mana sanatıdır.” Şiir, düz yazıdan çok farklıdır ve kendine özgür yönleri vardır. Kendine özgü bir dili, iç dünyası, ahengi, imgeleri ve simgeleri vardır. Şiirin kendine özgü bir dili vardır, şairler kullandıkları kelimeleri günlük hayattaki karşılığının dışında şiirlerinde kullanabilirler, onları anlatmak istedikleri duygular çerçevesinde istedikleri gibi kullanırlar, kimi zaman mecaz anlamlarıyla kimi zaman başka bir kavrama benzeterek kullanırlar. Şiirin kendisine ait bir iç sesi vardır. Şair gerek kullandığı kafiye ve redifle gerekse diğer kullandığı diğer ahenk unsurlarıyla okuyucuda güzel bir etki bırakır. Şair, az kelimeyle çok şey söylemek ister, şiirinde vermek istediği duyguları etkili bir biçimde nasıl anlatması gerektiğinin yollarını arar.

Şiiri şiir yapan şey duygudur. Şair, günlük hayatta yaşadığımız olayları; bu olayları anlatırken kullandığımız kelimeleri şiirin dünyası içinde yeniden yaratır. Şair, kelimelerin günlük hayattaki anlamlarını bize unutturur, onları gizli ses ve mana ilgilerine göre düzenlemeye çalışır. Genel olarak konularına göre şiir; epik, lirik, pastoral, didaktik, dramatik, satirik gibi türlere ayrılır.

Bu türlerin açıklamaları şöyledir:
1. Epik Şiir: Savaş, kahramanlık, yiğitlik ve yurt sevgisinin anlatıldığı şiirlerdir.
2. Lirik Şiir: Duygu ve düşüncelerin coşkulu bir şekilde anlatıldığı şiirlerdir.
3. Didaktik Şiir: Bilgi ve ahlak dersi verildiği, belli bir düşüncenin anlatıldığı öğretici şiirlerdir.
4. Pastoral Şiir: Çoban hayatı ve doğa güzelliklerinin anlatıldığı şiirlerdir.

5. Satirik Şiir: Eleştiri amacıyla yazılan şiirlerdir. Divan Şiirinde hiciv; Halk Şiirinde ise taşlama adını alır.

Türk edebiyatı, şiir konusunda oldukça zengin bir edebiyattır. Kopuz eşliğinde söylenen şiirlerin varlığı bize nasıl bir estetik birikime sahip olduğumuzu gösterir. Türk milletinin şiir tarzındaki eserleri çok fazladır. İlk çağlarda başlayıp günümüze kadar ozanlar tarafından taşınan şiir, bizim öz şiirimizdir. Divan Edebiyatı ve batılılaşma döneminde ortaya konulan şiir ise, çağının estetik değerleriyle bezenmiş yine bizi yansıtan şiirlerimizdir. Edebiyatımızda çeşitli dönemlerde çeşitli ve çok değerli şiir örnekleri verilmiştir, hepsinin kendi iç dünyalarında şiirle ilgili değerlendirme ölçütleri vardır, bunları bu çerçevede düşünmek gerekir.

Bu Yazı Ne Kadar Faydalı Oldu?
Bu Yazı Faydalı İse Puanlayabilirsiniz!
[Toplam: 0 Ortalama: 0]

Yorumlar

Yorumlar