Bu Yazıda Neler Var?

Sultan Abdülhamit’in Anıları

Abdülhamit, kimi tarihçilerce gerçekliliğinden şüphe duyulan anılarında, öteden beri “affedilmez bir kayıtsızlıkla” yabancılara her zaman ve her yerde okul açma hakkı verildiğini, Devletin bu hoşgörüsüne karşı, bu okullarda İslâm dinine ve Devlete karşı “nefret” öğretildiğini yazar ve şunları ekler (bugünkü dille): “Eğitim Bakanının bu konudaki ilgisizliği affedilemez. Belki de harekete geçmek için cesareti yoktur. Fakat her zaman her şeyi benim yalnız başıma yapmam da beklenemez. Kuşkusuz bu okullara müdahale etmenin her zaman pek kolay olmadığı da bir gerçektir. Pek çok defa bu okullar kendi elçi ve konsoloslarının arkasına sığınmaktadırlar.”Osmanlı'da Azınlık ve Yabancı Okullarla İlgili Bazı Anılar 1 – sultan abdülhamid han

Bu anılar, eğer gerçekliliği varsa, çok ilginç değerlendirme ve yorumlara müsaittir.

Halit Ziya Uşaklıgil’in Anıları

Azınlık ve yabancıların modern ve etkili eğitim, öğretimleri yoluyla çevrelerinde ekonomik üstünlüğü nasıl ele geçirip korudukları, Türklerin eğitim sisteminin bu ba­kımdan ne kadar cılız ve amaçsız kaldığı, Mutlakıyet dönemi başlarında İzmir Rüşdiyesinde okuyan H.Z. UşaklıgiPin anılarından açıkça görülüyor:

“O dönemde İzmir’de Ermenilerin ve Rumların bir çok bilgi kurumlarından başka lise derecesinde birer çok büyük, mükemmel mektepleri vardı ki her türlü öğretim araçları ile tamamlanmış oldukları gibi, her birinin iktidarları, liyakatları ile ta-nınmış muallimleri vardı. Hele Rumların bir Aya Fotini Mektebi vardı ki Rumluk âleminde âdeta bir üniversite imişcesine övünmeye sebep olurdu. Erkek liselerinden başka kız liseleri de vardı. Ermeni kız lisesi, Ermeni fakirleri koruma cemiyetinin beş altı yüz kişilik balolarının da yapıldığı geniş bir yerdi.

Protestanların, en çok da İzmir’de önemli bir varlık sayılan Katoliklerin kurumlan ise bu yerli Hıristiyanların mekteplerine bakılınca daha büyük ve öğretim bakımından çok daha önemli idi. Frerler’in bir saray kadar büyük ve mükemmel mektebinden daha yüksek bir bilgi kurumu olmak üzere Lazarist papazlarının propaganda mektebi vardı. Bunlarla aynı derecede kız mektepleri de vardı ki, başlıcaları Sion ve Diyakones rahibelerinin ida-relerinde idi. Katolik ve Protestanların tıpkı Rumlar ve Ermenilerinki gibi hemen her mahallede birer ikişer hususî mektepleri de vardı.Osmanlı'da Azınlık ve Yabancı Okullarla İlgili Bazı Anılar 2 – halit ziya uşaklıgil

Musevilerin mektebi ise hepsinden çok dikkate değer olanıydı. Bu Alliance Israelite Mektebi garip bir rastlama ile tam Rüşdiye mektebinin karşısında idi. Böyle biri yüksek, büyük yüzü ile, öteki bodrum katı yarı bırakılmış tek katlı küçük ve utangaç görünüşüyle karşı karşıya dururken, birinden tatil saatinde alay alay yüzlerce Musevî çocuğu dalgaları taştığı sırada, ötekinden mevcudu nihayet yüze zor varan Türk çocuklarının seyrek kafileleri etrafa dağılırdı. Bu zıtlık, pek acı bir dille hali anlatırdı. Sonraları, burada muallim olan sekiz on kişi tanıdım. Rahiplerin arasında Kimyada, Fizikte, Kozmografyada, Matematikte geniş iktidar sahipleri vardı ki, mektebin mükemmel laboratuvarlarında ve rasathanesinde bir yandan talebelerine bilimin feyzini verirken, bir yandan kendileri incelemelerine devam ederlerdi. Alliance Israelite ‘in bir çok muallimleri Paris merkezinde öğrenimlerini bitirince gönde-ilmiş, mesleklerine âşık, zekâlarının ve milletine yararlı olma sevdasının kıvılcımlarıyla gözleri ışıldayan gençlerdi.

Bu çeşitli milletlerin mekteplerinden her yıl liseyi bitirip İzmir’in çalışma yerlerine atılan yüzlerce genç vardı. Bir yandan bankalarda, ticaret evlerinde, ailelerinin işlerinde hayat savaşı için ellerinde olan silâhları denerken, bir yandan da deneme dersini geçirenler bu şehrin gürültülü ticaret âlemini, içine başka bir taraftan giriş imkânı bırakmayan çelik bir ağ ile örerlerdi. Yalnız İzmir yetişmez, Kasaba (Turgutlu) ve Aydın demiryolları onlara bilgilerinin, tecrübelerinin ortaya konabileceği geniş ve rakipsiz kapılarını açardı.

Bu gençler iş yapmak, para kazanmak, her an daha ileri gitmek için bir okuma sermayesi ile kuvvet almışlardı. Her şeyden önce pratik hayat için ne lâzımsa onu öğrenmişlerdi: Birkaç dili konuşur, yazarlardı. İktisat ve Coğrafya bilgilerine katılan Hesap kuvvetiyle iş dünyasına atılmak onlar için pek kolaydı. Yalnız bir şey bilmezlerdi: Türkçe. Biraz bilseler bile, bilmiyor görünmek bir süs gibiydi. Ne lüzumu vardı? Madem ki iş arasında, karşılarında Türk bulmayacaklardı! Türkler, palamut, incir, üzüm işlenen yerlerde onların idaresi altında ve onlara para kazandırmak için çalışacaklardı!

Bu Yazı Ne Kadar Faydalı Oldu?
Bu Yazı Faydalı İse Puanlayabilirsiniz!
[Toplam: 0 Ortalama: 0]

Yorumlar

Yorumlar