Mecaz

Kelimelerin, gerçek anlamı dışında zengin çağrışımlar yapacak tarzda kullanılmasıdır. Bir başka deyişle sözcüğün benzetme yoluyla anlamını kaybetmesidir.

Mecaz, edebî eserlerde olduğu gibi günlük konuşmalarda, mizahî fıkralarda, bilmecelerde de sık sık kullanılır.

Günler hızla akıp gidiyor.

“akmak” sözcüğü gerçek anlamda bir maddenin akıp gitmesidir. Bu cümlede gerçek anlamın dışında kullanılmıştır.

-Yazarın son kitabındaki anlatımı kuru ve etkisizdi.
-Öğretmen, çocukların ödevlerini yapmadığım görünce köpürdü.
Yukarıdaki cümlelerde altı çizili sözcükler sözcük anlamlarını kaybedip mecaz anlamlarıyla kullanılmıştır.

Mecaz-ı Mürsel (Ad Aktarması)

Bir sözcüğün, değişik ilgiler sonucunda herhangi bir benzetme amacı güdülmeden başka bir sözcüğün yerine kullanılmasıdır. Mecaz-ı mürsel sanatında parça-bütün, iç- dış, eser-yazar, neden-sonuç gibi ilişkiler söz konusudur.

Her dil bu şarkıyı söyler.

Bu cümlede “dil” sözcüğü ile o dilin sahibi olan insanlar kastedilmiştir. Parça verilmiş bütün kastedilmiş.

-Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl!
Bu dizede bayrağın bir parçası olan hilâl verilmiş bayrak kastedilmiştir.

-Yedi iklimi cihanın duruyor karşımda
Bu mısrada “yedi iklim” “dünyanın her tarafından toplanmış türlü soy ve renkten asker”anlamında kullanılmıştır.

Gülmeden çatlayadursun biriken çarşı pazar
Dizesinde “biriken çarşı pazardan” maksat bu yerin esnafıdır. Dış verilmiş içindeki insanlar kastedilmiştir.

Teşbih (Benzetme)

Aralarında ortak yön bulunan iki varlık ya da kavramdan, zayıf olanın kuvvetliye benzetilmesine teşbih denir

-Ahmet, tilki gibi kurnazdır.
Bu cümlede, tilki, kurnazlık bakımından Ahmet’ten daha güçlüdür. Yani Ahmet tilkiye benzetilmiştir.

Teşbihte dört unsur vardır. Örnek cümleye göre bu unsurları gösterecek olursak:
1. Benzetilen: tilki
2. Benzetme edatı: gibi
3. Benzetme yönü: kurnaz
4 Benzeyen: Ahmet
Bu öğelerden “benzeyen” ve “benzetilen” teşbihin asıl unsurudur. Diğer unsurlar her zaman bulunmayabilir.

Aşağıdaki dizelerde de teşbih sanatı vardır:

Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik

Benzetilen: çocuklar
Benzeyen: bin atlı
Benzetme edatı: gibi

Benzetme yönü: şen

-Bin atlı o gün dev gibi orduyu yendik
Benzetilen: dev
Benzetme edatı: gibi

Benzeyen: ordu

-Dalga gibi savruk yollar
Benzeyen: yollar
Benzetilen: dalga
Benzetme edatı: gibi
Benzetme yönü: savruk

-Gördüm sihirbaz gibi geçtiğini üç kızın Bu ateş âleminin içinde yanmaksızın
Benzeyen: üç kız
Benzetilen: sihirbaz
Benzetme edatı: gibi

Benzetme yönü: yanmaksızın geçmek

Bir teşbihte dört öge her zaman bulunmayabilir. Benzetmenin temel öğeleri kullanılarak da teşbih yapılabilir.
Bu tür benzetmelere teşbih-i beliğ (güzel benzetme) denir.

-Altın başaklı tarlasının bir kenarım Tezyin eden ağaçların altında bir haber
Benzeyen: başaklar
Benzetilen: altın

İstiare (İğretileme)

Teşbihin iki asıl unsurundan (kendisine benzetilen ve benzeyen) sadece birinin söylenmesiyle yapılan sanata istiare denir.
İstiarelerde, benzeyen veya kendisine benzetilenden birisi kullanılır. İstiare ikiye ayrılır: Açık istiare ve kapalı istiare.

Açık istiare

Yalnız benzetilenin (kendisine benzetilen) söylendiği istiareye açık istiare denir.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var
Benzetilen : kar
Benzeyen : saç (dizede yok)

Kapalı İstiare

Yalnız benzeyenin söylendiği istiareye kapalı istiare denir.

-Onlar ki bu güller tutuşan bahçededirler Bir gün nereden hangi tesadüfle gelirler.
Benzetilen: ateş (dizede yok)
Benzeyen: güller
Benzetme yönü: tutuşmak

Teşhis (Kişileştirme)

İnsana ait özelliklerin insan dışındaki varlıklara verilmesi sanatına teşhis denir.

-Dinmiş denizin şarkısı rüzgâr uyumakta

Bu dizede rüzgâr, uyumak ifadesi kullanılarak insana benzetilmiş, kişileştirilmiştir.

-Gül hasretinle yollara tutsun kulağım Nergis gibi kıyâmete dek çeksin intizâr.

Bu dizelerde gül ve nergis kişileştirilmiştir.

İntak (Konuşturma)

İnsan dışındaki varlıkları, insan gibi konuşturma sanatına intak denir.

Var idi eşek ferasetli
Hem ulu yollu hem kiyasetli
Ol ulu katma bu miskin har
Vardı yüz sürdü dedi ey server
Sen eşekler içinde kâmilsin
Merkeb-i salihine mazharsın   -Şeyhi

Bu dizelerde eşek (har, merkep) konuşturularak insan taklidi yapılmıştır.

Tariz (İğneleme)

Alay etmek veya sitemde bulunmak amacıyla, söylenen bir sözün tersinin kastedilmesi sanatına tariz denir.

Bize kâfir demiş müftü efendi
Tutalım ben ona diyem Müselman
Varıldıkta yarın rûz-ı cezaya
İkimizde çıkarız anda yalan

Bu dizelerde kendisine “kafir” diyen müftüye, Nefi’nin Müslüman diyerek şiirin devamında tam tersini kastettiğini, verdiği cevabı iğneleyici ifadelerle süslediğini görüyoruz.

“Koca Ragıp Paşa, bir gün kütüphanesine gittiğinde kitapları, rafları temizlenmemiş tozu alınmamış vaziyette görünce kütüphane memuruna; “Aferin, dünyada senin kadar emniyetli, güvenilir adam görmedim; sana teslim olunan kitaplara, elini bile sürmemişsin.” der.

Burada memurun kitaplara elini bile sürmemesi sözü, olumlu gibi görünmektedir; ama sözün anlamca tamamen tersi kastedilmektedir.

Kinaye

Bir sözün hem gerçek hem de mecaz anlama gelecek şekilde kullanılması sanatına kinaye denir. Kinayede, asıl kastedilen mecaz anlamdır.

Bir sabah söyledi son sözlerini
Yumdu dünyaya ela gözlerini

Bu dizede “gözlerini yummak”, “ölmek” anlamında mecaz olarak kullanılmıştır. Ölen kişi gözlerini yumduğuna göre, gerçek anlam da anlaşılabilir.

İrsal-i Mesel

Söylenen bir düşünceyi inandırıcı kılmak ve pekiştirmek amacıyla söze bir atasözü ya da özdeyiş katmaya irsal-i mesel denir.

İnsana sadakat yaraşır görse de ikrah

Yardımcısıdır doğruların Hazreti Allah

Tok olanlar bilemez çektiğini aç kalanın

Sırtı pek kimseye ahval-i şita yaz görünür

Bu Yazı Ne Kadar Faydalı Oldu?
Bu Yazı Faydalı İse Puanlayabilirsiniz!
[Toplam: 0 Ortalama: 0]

Yorumlar

Yorumlar